Skip to content

Teachings of Queen Kunti Üzerinden Modern Liderliğe Bakış

Kurumsal hayatta hepimizin ortak bir deneyimi var: Zorluklar. Projeler, krizler, değişim yönetimi süreçleri, ekip uyumu, belirsizlikler… Her biri iş dünyasının doğal parçaları. Fakat ilginç olan şu ki, bilgi, veri ve uzmanlık arttıkça zorluklara karşı dayanıklılığımızın otomatik olarak artmadığını görüyoruz.

Tam da bu noktada, Hint düşüncesinin önemli kaynaklarından biri olan Teachings of Queen Kunti, modern liderlik ve çalışan psikolojisi açısından şaşırtıcı derecede güncel bir perspektif sunuyor. Kitap, Bhagavata Purana’da yer alan Kraliçe Kunti’nin dua ve öğretilerinden hareketle, insanın zorluklarla ilişkisini derin bir kavrayışla ele alıyor. Bugün organizasyonlarda karşılaştığımız pek çok güçlüğün aslında insan zihninin aynı mekanizmalarına dayandığını görmek, bu eseri liderlik ve farkındalık açısından değerli kılıyor.

Kraliçe Kunti’nin en dikkat çekici öğretilerinden biri şu cümlede saklıdır: “Tehlikeler bize güç verir, çünkü o anlarda gerçeği daha net görürüz.” Bu yaklaşımı günümüz iş dünyası bağlamına uyarladığımızda önemli bir kavrayış elde ediyoruz; zorluk, sadece yönetilmesi gereken bir durum değil, stratejik düşünceyi tetikleyen bir farkındalık aracıdır.

Bugün liderlik eğitimlerinde ve ekip gelişim programlarında da dile getirdiğimiz bir gerçek var; rahatlık alanı konfor getirir, fakat gelişim yaratmaz. Gerilim ise stres yaratır; fakat berraklık sağlar. Bu nedenle Kunti’nin yaklaşımı, modern yönetim literatüründe “growth mindset”, “resilience” ve “crisis clarity” gibi kavramlarla birebir örtüşür. Özellikle kriz anlarında ekiplerin davranış biçimlerini incelediğimizde, farkındalığın yalnızca baskı anlarında tetiklendiğini defalarca görüyoruz.

Kitapta öne çıkan bir diğer temel mesaj, insanın kendi başarısını fazlasıyla sahiplenme eğilimi. Kunti’ye göre ego, farkındalığı kapatan sis perdesidir. Bugün liderlik dünyasında egonun etkisini net şekilde görüyoruz; fazla özgüven hatalı risklere yol açıyor. Az özgüven gereksiz savunmacılığa dönüşüyor. Sorumluluk bilincinin zayıfladığı ortamlarda ekip iletişimi kopuyor. Bu noktada Kunti’nin önerisi ise çok yalın: İnsan, kendisini merkeze koyduğunda gerçekliği kaybeder; görevi merkeze koyduğunda netliği kazanır. Bu yaklaşım, kurum kültürü çalışmalarından ekip koçluğuna kadar pek çok alanda kullanılabilecek güçlü bir liderlik ilkesi sunuyor. Özellikle yöneticilerin karar alma süreçlerinde hem duygusal hem de bilişsel farkındalığın artırılması gerektiğini hatırlatıyor.

Kitapta sıkça geçen “teşekkür” ifadesi yüzeysel bir şükür çağrısından çok daha fazlasıdır. Aslında burada anlatılan, nöropsikolojide cognitive rebalancing olarak geçen zihinsel bir hizalanma türüdür. Bir diğer ifadeyle, şükür, olumlu düşünmenin ötesinde gerçekliğe geniş açıdan bakabilme becerisidir. Kurumsal çalışan deneyimlerinde karşılaştığımız bir fenomen var; ekipler, özellikle yoğun dönemlerde elde ettikleri sonuçlardan çok eksik kalan noktalara odaklanıyor. Bu durum zaman içinde moral bozukluğuna, tükenmişliğe ve güçsüzlük hissine dönüşüyor. Kunti’nin bakış açısı şunu söylüyor: “Gördüğün sadece sorun olursa çözüm üretemezsin; resmi bütünüyle gördüğünde ilerleyebilirsin.” Bu mesaj, çalışan bağlılığı, motivasyon ve takım psikolojisi açısından önemli bir rehber niteliğinde.

Kitapta çok önemli bir kavram daha var; yakınlık körlüğü. Bir şeye ne kadar alışırsak, onu kadar az görürüz. Bu kavramı iş dünyası penceresinden incelediğimizde uzun süredir birlikte çalışan ekiplerin birbirlerinin güçlü yönlerini fark etmemesi, yöneticilerin rutin başarıları olağanlaştırması, organizasyon içinde değer yaratan unsurların görünmezleşmesi gibi durumlardan bahsedebiliriz. Kunti’nin öğretileri ekiplerde tazelenmiş farkındalık, performansın ana belirleyicisidir diyor. Bu nedenle liderlerin “görme pratiği” geliştirmesi, ekiplerin ise sürekli geri bildirim kültürü ile çalışması kritik önemdedir.

Teachings of Queen Kunti, ilk bakışta spiritüel bir eser gibi görünse de, aslında insan davranışının temel mekanizmalarını anlatan akademik bir referans niteliğindedir. Bugünün dünyasında zorluklar sadece operasyonel süreçlerin değil, zihinsel modellerin de test edildiği alanlar haline geldi. Zorluklara verdiğimiz tepki, yöneticilik yetkinliklerimizden ziyade insan olma becerimizi gösterir. Ve insan olma becerisi geliştikçe liderlik yetkinliği güçlenir.

Bizler organizasyonlarda gelişim odaklı kültürler inşa ederken hem bireysel hem de kurumsal farkındalığı artıran bu tür perspektiflere ihtiyaç duyuyoruz. Kunti’nin öğretileri de bu noktada güçlü bir çerçeve sunuyor; günümüz iş dünyasında krizleri anlamlandırmak, karar süreçlerini sadeleştirmek, ekip içinde netlik yaratmak, egoyu yönetmek ve duygusal dayanıklılık geliştirmek liderliğin önemli yetkinliklerinden.

Zorlukların ortasında kaybolmak yerine, onları stratejik düşüncenin başlangıç noktası olarak görmeyi seçtiğimizde hem bireysel gelişime hem de kurumların geleceğine de yatırım yapmış oluyoruz. O zaman harekete geçelim, seçimlerimizi gözden geçirelim.