Toplumda “iyi insan” olmak çoğu zaman olumlu özelliklerle eşleştiriliyor. Empati kurmak, anlayışlı olmak, yardımcı olmak, fedakârlık göstermek ve insanları kırmamaya çalışmak…
Hem sosyal ilişkilerde hem de iş hayatında değerli davranışlar arasında görülüyor. Gerçekten de güçlü ilişkilerin temelinde çoğu zaman empati, güven ve iş birliği yer alıyor. Ancak psikoloji araştırmaları bize önemli bir dengeyi de hatırlatıyor; empati ve anlayış sağlıklı sınırlarla desteklenmediğinde, birey psikolojik olarak daha kırılgan hale gelebiliyor. Başka bir ifadeyle iyi niyet bazı durumlarda görünmez baskılara karşı kişiyi daha savunmasız bırakabiliyor. Üstelik bu durum çoğu zaman “fazla iyi olmak” şeklinde değil, “sınır koyamamak” şeklinde ortaya çıkıyor.
İnsan Zihni Neden Uyum Arar?
İnsan sosyal bir varlık. Davranış bilimleri ve sosyal psikoloji araştırmaları, insanların büyük bölümünün ilişkilerde uyum, kabul görme ve aidiyet ihtiyacına güçlü biçimde önem verdiğini gösteriyor. Özellikle “agreeableness” olarak tanımlanan kişilik özelliği; bireyin uyumlu, iş birlikçi, anlayışlı, çatışmadan kaçınan bir yapıya sahip olmasını ifade ediyor.
Psikoloji literatüründe bu özellik çoğu zaman olumlu değerlendirilse de bazı araştırmalar aşırı düzeyde uyumluluğun bireyin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden olabileceğini gösteriyor. Çünkü bazı insanlar ilişkileri korumak, insanları kırmamak, reddedilmemek, “zor biri” olarak algılanmamak için kendi sınırlarından ödün verebiliyor. Ve tam da bu noktada görünmez manipülasyon mekanizmaları daha etkili hale gelebiliyor.
Empati Güçtür, Ancak Sınırlarla Birlikte…
Empati sağlıklı ilişkilerin temel taşlarından biri. Ancak yüksek empati düzeyi bazen kişinin başkalarının duygusal yükünü kendi sorumluluğu gibi hissetmesine neden olabiliyor. Özellikle psikoloji araştırmaları, yüksek empatik bireylerin suçluluk hissine, duygusal baskıya, örtük yönlendirmelere, people pleasing davranışlarına daha açık olabileceğini gösteriyor.
Çünkü bu bireyler çoğu zaman yalnızca kendi duygularını değil, karşı tarafın duygusal durumunu da yoğun şekilde taşıyor. Örneğin
gibi düşünceler zamanla bireyin kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmasına neden olabiliyor. Bu durum özellikle ilişkilerde görünmez baskıları güçlendirebiliyor. Çünkü bazı yönlendirme biçimleri tam olarak bu hassasiyetler üzerinden çalışıyor.
People Pleasing: Sürekli Memnun Etme Çabası
Son yıllarda psikoloji literatüründe sık konuşulan alanlardan biri de “people pleasing” davranışı. Bu kavram; bireyin sürekli başkalarını memnun etmeye çalışması, onay araması ve çatışmadan kaçınmasıyla ilişkilendiriliyor. Elbette iş birliği kurmak ve anlayışlı olmak sağlıklı davranışlardır. Ancak kişi sürekli açıklama yapma ihtiyacı hissediyorsa, “hayır” demekte zorlanıyorsa, kendi ihtiyaçları için suçluluk duyuyorsa, sürekli başkalarının duygularını yönetmeye çalışıyorsa, bu durum zamanla psikolojik yük oluşturabiliyor.
Özellikle kronik people pleasing davranışı yaşayan bireyler, görünmez manipülasyon biçimlerine karşı daha açık hale gelebiliyor. Çünkü bazı manipülasyon türleri açık baskıyla değil; kişinin empati, vicdan ve aidiyet ihtiyacı üzerinden çalışıyor.
İş Hayatında “İyi İnsan” Baskısı
Bu durum yalnızca özel ilişkilerde değil, iş hayatında da oldukça yaygın. Özellikle yüksek sorumluluk duygusuna sahip çalışanlar fazla iş yükünü kabul etmeye, sınır koyamamaya, sürekli ulaşılabilir olmaya, ek sorumlulukları üstlenmeye daha yatkın olabiliyor.
Başlangıçta bu davranışlar “yüksek bağlılık” veya “özveri” olarak değerlendirilebiliyor. Ancak uzun vadede tükenmişlik, duygusal yorgunluk, görünmez stres, değersizlik hissi oluşabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün tükenmişlik üzerine yaptığı değerlendirmelerde kronik iş stresinin önemli risk faktörlerinden biri olarak sürekli duygusal yük taşıma hali vurgulanıyor. Özellikle organizasyonel psikoloji alanındaki çalışmalar, sınır koyamayan çalışanların uzun vadede daha yüksek tükenmişlik riski taşıyabildiğini gösteriyor. Çünkü insan zihni sürekli başkalarının ihtiyaçlarına odaklandığında, kendi psikolojik kaynaklarını ihmal etmeye başlayabiliyor.
“Hayır” Diyebilmek Neden Bu Kadar Zor?
Birçok insan için “hayır” demek yalnızca bir reddetme davranışı değil. Aynı zamanda ilişkiyi riske atmak, karşı tarafı üzmek, çatışma yaratmak, sevgiyi kaybetmek veya yetersiz görünmek anlamına gelebiliyor. Özellikle çocukluk döneminde uyumlu olmanın ödüllendirildiği, sınır koymanın olumsuz karşılandığı, başkalarının ihtiyaçlarının önceliklendirildiği ortamlarda büyüyen bireyler, yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanabiliyor. Bu nedenle bazı insanlar iyi oldukları için değil kendi sınırlarını korumayı öğrenemedikleri için daha kolay yönlendirilebiliyor.
Sağlıklı İyilik ile Kendini Kaybetmek Arasındaki Fark
İyi olmak, empati kurmak ve destekleyici davranmak insan ilişkileri açısından güçlü özelliklerdir. Ancak sağlıklı iyilik kişinin kendisini yok saymasını gerektirmez, sürekli fedakârlık üzerine kurulmaz, sınırların kaybolduğu bir yapıya dönüşmez.
Psikolojik olarak sağlıklı ilişkilerde empati kadar sınır da vardır. Çünkü sürekli kendisinden veren ama kendi ihtiyaçlarını ifade edemeyen birey zamanla yorulabilir, kırılabilir, değersiz hissedebilir veya görünmez baskılara açık hale gelebilir. Modern ilişkilerde en büyük sorunlardan biri insanların bazen iyi kalabilmek için kendilerinden fazla uzaklaşması. Oysa sağlıklı ilişkiler yalnızca anlayışla değil, karşılıklı sınırlarla da güçleniyor.
Peki sizce modern iş hayatında veya ilişkilerde insanların en fazla zorlandığı sınır koyma alanı hangisi?
M.Efsun Yüksel